All Düşünür yazar abdusselamsemre.com!

"Kenzi Mahfi" Kitabından;

 

* Peygamber(s.a.v.) Efendimiz bizlere diyorlar ki; “Kabir ehlinden yardım talebinde bulunun.” Şimdi, bu kabir ehli kimdir? “Kemal ehli olan insanların bu nedenden dolayı kabirleri ziyaret edilir.” diyen değer insanlar, bu gerçeğin iç yüzünü bize anlatmak isterler. Ama bazıları da esasında bu diri insanların dirliğini anlar, “Onlardan insana ne fayda gelir ki? Bu alemden göçüp gitmiş.” demek sureti ile kabir ziyaretini men’e giderler. Elbette ki ekmel insanların, yani faziletli insanların kabirleri, ziyaret edilir. Bunlar esasında ölü değildirler. Bunlar kabir ehli insanlardır. (Sayfa 416)

* Üstad İsmail Hakkı Efendi diyor ki;  “Uyandıktan sonra gönlüme şöyle geldi.” Burada şu gerçeği anlamamız lâzımdır ki, insanın evvelâ basit bir düzeyde anladığı, istirahat için uykuya yatar, sonra da uyanır. İlk olarak cümledeki ifadeyi bu düzeyde anlarız. Elbette ki doğrudur, yanlış değildir... Ancak eğer burada saklı olan mana hakikatini anlamak istiyor isek, esasında gerçek şudur... Bir insan kendi hakikatinde mana çocuğunu bulmadıkça uykudadır. Yani kendi liyakat ve istidadının iktizasında duyabileceği ve anlayacağı o kadar çok şeyler vardır ki, bunları anlamaya neden, mana çocuğu kendisinde yoksa bunlara dönük olan idrak kapısı kendisine açılmaz.(Sayfa 453)

* Zat-ı Mutlak olan Padişah’tan gelen varidat, esasında peygamberlerin delâleti ile insanların eline verilir. Yani Zat-ı Mutlak olan Padişah’ın su kurnası gibidirler. Yani nasıl ki tohumu patlatan su ise, insanı dahi kendi varlığında patlatan bu imam suyudur. Bunu kişi kendinde bulmadığı taktirde kendini dünya ehli olmaktan kurtaramaz... Yani dünyadan kopmanın ve dünya ehli arasından sıyrılmanın esasında kişinin kendisi tarafından bilinmiş olması, onu dünyadan kurtarmaz. Yani bir insan kendisi bu tahsili yapmak suretiyle bu güzergâhtan geçip; “Ben kendim doktor olacağım.” demesi, onun doktor olduğunu anlatmaz. Bilmek ayrı şeydir, anlamak ve idrak ayrı şeydir. Anlamak ve idrak yaşam arar.(Sayfa 506)

* Ruhsal yapıtı bulamayan bir kişi için hani terütazelikte, yani her şeyi yenilikte görme kapısı kendisine o anda açılmamıştır. Yani bunların dışındaki insanlar bilgisiz değildir. Bunların bilgileri kitap sayfalarına bağlıdır. Bunlar aldıklarını taklit olarak başkalarından alırlar. Güzel Mevlâna’nın dediği gibi; “Bunlarla sanki yaşıyormuş gibi anlatırsın, sonra sana ‘Bunu nereden aldın.’ diye soracaklar.” Nereden buldun bunu. Hırsızlama mı yaptın, diye soracaklar, yani. Öyle değil sen kendi metaını satmaya bak. O da kişinin kendisini ötelerden kuran sırlarından aldığı nasiptir. İşte Üstad bunları anlatırken diyor ki; “İşte bu gerekçe iledir ki terütazelik, aynı rüyetten gelir.” Y ani bu şekilde kendisi rüyet, gördüğü hakikatleri o esnada güzel bir şekilde tevil eder. Yani, bu dünyada bir çok şeyleri kişi öğrenirken, nasıl ki onların içerisinde araştırmacılıkta kıyas ve kıstaslarla, akılla bir çok şeyleri öğrenmeye gidiyorsa, aklın öğrendikleri kıyas ve kıstas iledir. Ama bu çocuğun öğrendiklerinde kıyas ve kıstas yoktur. Ötelerden kendisi bizzat haber alır. İşte burada; “Vahiy üstündür.” diyenler, bu gerçekleri anlayanlardır. Sayfa 596)

* Mesela bu madeniyatı kaldırırsak, o zaman telefon elinden gider. Çünkü oradaki malzeme ile yapıldı. Şimdi buna dikkat ederseniz. İbrahim(a.s.), Musa(a.s.)’dan evvel yaşayan ve elinde Suhuf bulunan bir peygamberdir. Ama ilginç olan bir neden… Şimdi diyeceksin ki; “Petrol denizi var.” İlginç olan, petrol denizi bugünkü mevcut olan petrol ürünleridir. Bunun da rolü vardır. Onun için gelmiş bütün suhuflar sonraki kitapların içerisinde vardır. Bunun dışında değildirler. Bu ince hakikatleri insanların anlaması lâzımdır. Vücud-u hakikî yönünden bunları kavraması lâzımdır. Bunlar son derece mühim meselelerdir. (Sayfa 640)

* Zat-ı Mutlak olan Padişah, kendi iradesini kudretine, kudretini ilmine, tahakkuk ile bir hilkat meydana getirdi... “Muhammed’i yeryüzünün nurundan yarattım.” dedi. Mim, Bismi ile zuhur etti. Fakat bu olay sonradan Bismillah ifadesiyle anlatılırken, bu Mim bir aynaya, en büyük ismin aynası olan Elif ’e tecelli yüzünü gösterdi. Elif büyük bir aynadır. Bu yüzden nasip alan, buradan tecelli azameti gören insanlar, kümmeli evliyadan oldular. Bu tecelliye erenler, yani lafza-i Celal tecellisine en yüksek düzeyde mazhariyet kazanmış olanlar, onlar oldular. Allah’ın tecellisine en yüksek düzeyde, doğrudan doğruya Peygamber(s.a.v.) Efendimizin aynasından yansıyanla, insan-ı kamil sınıfına girdiler. (Sayfa 682)

* “Kâbe, yeryüzü binalarının en şereflisidir. Nasıl ki, Beyt-ül Mamur da semavî makamların en faziletlisidir.” Kâbe-i Muazzama’nın tam karşısında gökyüzünde Beyt-ül Mamur vardır. Orada melekler devamlı olarak Beyt-ül Mamurun çevresinde tavaf içerisindedirler. Bakınız oraya dikilen nuraniyet, nurdan bir direk, bugünkü Kabe-i Muazzama’nın üzerine gelir. Onun için Kâbe-i Muazzama nuraniyeti ile hiç zaman diğer beldelerle mukayese götürmez. Bu nedende dolayı da esas bu nurdan sütuna dönen ve oradan yansıyan Nur-u Yezdan’dan nasip almak için, orası biz inananlara kıblegâh tayin edildi. Bu nura dönmek, zorundayız. Buradaki mevcut olan manevî fiyüzattan nasip almayan bir insan, gerçek hayattan nasip almış olamaz. Onun için de namaz en değer ibadetler arasında, baş ibadetlerden sayıldı. V e bu namazdan, bu nurdan kopan bir kişi, kendi hayatını yitirir. Onun için namaz, insan için sonuna kadar farz kılındı. Sayfa 702)

* Değerli Üstad İsmail Hakkı Bursevi Hazretleri bizlere diyor ki; “İsm-i muhyi sur etidir, bak Muhammed resmine; Dalı, dolu camdır, iç kand nebat... Muhammed resmine bak sen. Muhammed resmi kim? İşte; “Ben ve bana uyanlar, biz basiret üzere davet ederiz.” dediği, Peygamberin varisleri olan resimler, yani yeryüzünde bulunan ekmel, kâmil üstadlar. Bu Üstad da onlardan birisidir. Derviş Yunus da bunlardan birisi, onu söylerken, resim olduğunu anlatırken “Ben Muhammedem, dostlar ile tercümanı neylerem.” Ben Hakk’a davet edicilerden bir elçiyim, diyor, davetini yapıyor. Güzel Mevlana hoş ifade ile mana hakikatini, O Güzel Ahmed’in mana hakikatini kendinde bulundurduğuna değinim yaparken; “Ahmed geri geldi. Uyan gelsin.” diyor. (Sayfa 771)

* Çünkü âlimler, peygamberlerin varisleri olduğuna göre bu peygamberler daha evvelki mevcut olan peygamberlerin kitapları içerisinde bir takım o devre hitap eden sırları, hüccetleri orta yere dökerler, yazarlar. Ama bağlı oldukları bu Resul peygamberin mazhariyetinde bunları yaparlar. Bunlar esasında yeni hüküm getiriyor ama o kitabın sırlarını getiriyor. Sayfa 820)